Tarihi dokularla örülü bir açık dünya oyunu: Assassin’s Creed

Tarihi hikayeleri seven hemen her oyuncunun ilgiyle karşıladığı bir oyun oldu o. Derinliği olan bir hikaye kurgusuyla, karizmatik ilgi çeken suikastçi baş karakteriyle ilk duyurulduğu an hemen dikkatleri çekti.2007 yılında tanıştığımız Assassins Creed’den bahsettiğimi sanırım anlamışsınızdır. Assassins Creed; bugün 6 ana oyunu ve çok sayıda yan oyunuyla hemen her oyun platformunda yer bulan başarılı bir seri.

AC serisini en farklı kılan özellik Animus denilen bir makinayla günümüz dünyasından geçmişe yapılan zihinsel yolculuklardı. Animus; bir grup bilim adamı tarafından geliştirilmiş ve insanın genetik haritasını kullanarak geçmişe doğru zihinsel yolculuk yapılabilmesini sağlayan bir makineydi. Önemli atalara sahip olan Desmond’u kullanarak tarihin sırlarına ulaşmak isteyen bilim adamları Animus kullanılarak gerçekleştirilen bu gizli çalışmalarda Desmond’ı laboratuarda ortamında kullanıyor ve dışarı çıkmasına izin vermiyordu. Bu sayede Desmond Miles isimli karakterin geçmişe yaptığı yolculuklarda onun atalarının yaşadığı olayları kontrol edebiliyorduk. Zaman zaman günümüze dönen oyunda Desmond dinleniyor ve aklındaki sorulara cevaplar arıyordu.

Assassin's Creed 1

Her oyununda farklı bir tarihi atmosferi ele alan oyun bu açıdan rakip açık dünya oyunlarından ayrılıyordu. 1191 yılında geçen ilk oyunda Desmond’ın atası Altair ile tanışıyor ve Kudüsü ele geçirmek isteyen haçlılar ile islam ordusunun savaşını engellemeye çalışıyorduk. Şehiri özgürce dolaşabilme tüm binalara tırmanabilme, at kullanabilme, gizlilik öğelerinin önemli oluşu gibi özellikleriyle oyun çok sevildi. Oyunda elbette GTA ya da Saints Row’daki gibi yapacak onlarca çılgın şey yoktu belki ama yaşayan şehir atmosferi, görsel olarak tarihe uygun mekanlar, kılıç kullanımı gibi detaylar ilgi çekiciydi. Geçtiği tarihe uygun olarak arada geçen türkçe konuşmalar hoşumuza gitmiş hatta haberleri yapılır olmuştu. Hançer, kılıç, bıçak ve yumruklarımızı kullandığımız ilk Assassins Creed; kendini tekrarlama, bazı animasyon hataları ve sıkıcı olabilen yan görevleri nedeniyle de eleştirilmişti. Fazla silah seçeneğinin olmayışı ve bir müddet sonra oyuncuyu sıkabilen dövüş sistemiyle eleştirilen oyun eksiklerini 2. oyunda tamamlayacak ve bize daha fazla özgürlük ve geliştirme seçenekleri sunacaktı…

2009 yılında PS3 ve Xbox 360 için çıkan ve Rönesans italyasında geçen 2. oyun; sanıyorum serinin en sevilen karakteri olan Altair/Desmond’un soyundan gelen Floransalı asilzade Ezio’yu bizimle tanıştırdı. Ezio çok sevilmiş, çok benimsenmiş ve oyun dünyasının unutulmaz karakterleri arasına girmişti. İlk yapımdan daha büyük bir haritaya sahip olan oyunda pek çok gezilecek keşfedilecek mekan vardı. Özgürce italya sokaklarında gezebildiğimiz AC 2’de artık yüzebiliyor, silah ve kıyafet dükkanlarından farklı silah ve kıyafetler alabiliyor ve hasar alan aksesuarları tamir ettirebiliyorduk. Rönesans döneminin başarılı şekilde yansıtıldığı oyunda zamanın ünlü isimleriyle de karşılaşıyorduk. Papa 6. Alexander, Niccolo Machiavelli ve Leonardo da Vinci bunlardan bazılarıydı. Özellikle Leonardo da Vinci’nin genç hali ve yardımları oyunun ilgi çekici noktalarındandı. At, gondol gibi ulaşım araçlarıyla serbestçe gezebildiğimiz oyun, açık dünya ve RPG öğelerini başarıyla kullanarak çok sevildi ve büyük bir başarıya imza attı. AC 2 serinin bugün bile belki de en çok sevilen oyunu konumunda.

assassins creed 2

İlk oyunda olmayan para özelliği 2. oyunda karşımıza çıkmış ve para önemli bir araç haline gelmişti. Parayı yardım için insan kiralama, kaçarken yere saçarak karmaşa yaratma, sağlık iğnelerini satın alarak canımızı iyileştirme gibi alanlarda kullanabiliyorduk. Ayrıca şehri geliştirme, gözetleme kuleleri, banka gibi yapıları ekleyip inşa edebilmek de sevilen özellikler oldu. Parayı elbette şehirde dolaşan halktan çalabiliyor, gizlenmiş sandıklardan bulabiliyor, görevler ve suikasttlerden kazanabiliyorduk. Kıyafetleri yenileme, yeni silahlar alabilme, para, inşaat, sağlık gibi faktörlerin eklendiği oyun böylece pek çok geliştirmeyle sevilen ilk oyuna göre çıtayı bir hayli yükseltmişti.

Daha detaylı şehir modellemesi, göz alıcı mimariler, gece-gündüz geçişleri, yaşayan şehir atmosferi, dövüş animasyonlarının çeşitlenmesi, Venedik, Floransa, Toscana gibi tarihi güzelliği olan şehirleri ile Assassins Creed 2 bir efsane oldu ve serinin altın oyunu ilan edildi. Balta, mızrak, çift bıçak taşıma, uzaktan bıçak fırlatma, toz bombası gibi yeni silah seçenekleri az sayıda silah sunan ilk oyuna göre oyunun nasıl geliştiğini ispatlıyordu. Atların yine büyük yardımcılarımız olduğu oyunda at arabası şöförleri, venedikte gondol kullanma, uçmamızı sağlayan kanatlar gibi döneme özgü detaylar da çok sevildi. Sonuç olarak artık fenomen haline gelmiş Ezio gibi bir oyun kahramanımız daha olmuş ve seri bu başarılarının ardından 3. oyundan önce 2 ara oyuna daha kavuşmuştu.

Sırasıyla 2010 ve 2011 yıllarında çıkan Assassin’s Creed: Brotherhood ve Assassin’s Creed: Revelations oyunları ek paket değil başlı başına birer yapımdılar.

Assassin’s Creed: Brotherhood’da İkinci oyunun bitiş sahnesiyle oyuna başlıyor ve oyunda bu sefer Floransa yerine yine bir İtalyan şehri olan Romaya gidiyorduk. Karakterimiz Ezio ve tabiiki Desmond yine başroldeydi. Olaylar, Assassin’s Creed 2’nin bıraktığı yerden devam ederken amcasıyla birlikte Monteriggioni’ye geri dönen Ezio, kendini bir intikam savaşının ortasında buluyordu. Borgia ailesi köyünü ve amcasını katletmiş ve buraya hakim olmuştu. Artık Ezio için intikam zamanıydı ve bu yüzden her şeyi bir kenara bırakıp tekrar Roma’ya dönmeliydi… Amacı, amcasının intikamını almakla beraber Roma’yı da baştan yaratmak olan Ezio; bu amaçla kendi suikast kardeşliğini kuruyor ve Borgialar’a ait olan her şeyi ortadan kaldırıp kendi hakimiyetini yaratmaya çalışıyordu. Brotherhood 2. oyunun devamı olarak yine bize harika bir açık dünya sunabilmiş ve serinin başarısına başarı katmıştı.

ac bro

Assassin’s Creed: Revelations’ta ise Ezio ile bu sefer 1500’lü yılların İstanbuluna doğru bir yolculuğa çıkıyorduk. Bizim açımızdan oldukça ilgi çekici bu yeni şehrin kullanılması oyuna olan merakımızı daha bir arttırıyordu.

İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmesinden yaklaşık 50 yıl sonrasını zaman olarak seçen oyunda Desmond’ın bilincinin kapalı olduğunu ve Animus’un içerisine hapsolduğunu anlıyorduk. Ezio’nun İstanbuldaki en büyük yardımcısının şehrin suikastçilerinin lideri Yusuf Tazim olduğu Revelations’ta oyunun geneli İstanbul’da geçiyordu. Farklı mekanlar olarak Masyaf Kalesi’ne ve Kapadokya’ya da uğradığımız oyun yine çok sevilmiş ve başarılı olmuştu.

ac rev

İstanbul’un ayrıntılarıyla çok güzel bir şekilde tasarlanarak kendine yer bulduğu yeni Assassins Creed tarihi detaylara ne kadar önem verdiğini bir kez daha gösterdi. Piri Reisle de karşılaştığımız oyun Türkçe diyaloglarıyla da ilgi çekiciydi ve bu anlar bizde ayrı bir tat bırakmıştı. Bıçaklı kanca gibi yeni bir silaha sahip olduğumuz oyunda çatılar arası iplerden kayarak gezebilme imkanına da kavuşmuştuk. Sonuçta AC: Brotherhood ile benzer özelliklerle açık dünyanın unsurları yine başarılı şekilde kullanılmış ve İstanbulda özgürce gezmenin keyfini çıkarmıştık. Revelations; çok sevilen kahraman Ezio’nun son macerasıydı ve gelecek olan yeni Assansins Creed oyunu en çok ana karakteri ile eleştirilecekti…

2012 yılında gelen Assasins Creed 3’te 1775 yılına gidiyor ve Amerikan kolonilerinde cesur bir savaşçıyı kontrol ediyorduk. Connor isimli karakteri yönettiğimiz 3. oyun en çok karakter açısından eleştirilmiş ve oyuncular Altair, Ezio gibi karakterlerden sonra Connor ile bir bağ kuramamaktan yakınmışlardı. Amerikan devriminin işlendiği oyunda Tapınakçılar ile Amerikanlar arasındaki tarihi savaşı tecrübe ediyorduk. Bir bağımsızlık savaşı hikayesi olan Assansins Creed 3 ile tüm serinin günümüzdeki ana karakteri olan Desmond’ın da hikayesi son buluyordu. AC 3 ile çok daha geniş, dolaşması saatler sürebilecek büyük alanlarda dolaşabilirken geyik, ayı gibi hayvanlarla da karşılaşıyorduk.

ac3

Avlanma yeteneklerimizin olduğu oyunda 4 mevsim döngüsü de yer alıyordu. Ve en büyük yeniliklerden biri gemi savaşları oldu. Artık büyük dalgalara hükmedebildiğimiz ve deniz savaşları yapabildiğimiz bir Assansins Creed vardı karşımızda. Oyunun bu deniz savaşları ve gemi kullanımı beğenilmiş belki de 4. oyunun bu temel üzerine kurulmasına neden olmuştu… Sonuç olarak bağımsızlık savaşı temasıyla bir Amerikan yerlisi olan Connor’ı kontrol ettiğimiz AC 3 serinin belki de en az sevilen oyunu oldu ve artık çok sık aralıklarla gelen AC serisinin gidişatı sorgulanmaya başlamıştı.

Artık her sene çıkan AC oyunu görmek istemediklerini ve bu efsane serinin daha detaylı ve ince işlenmiş oyunları hakettiğini düşünen oyun camiası 2013 yılında karşında Assassin’s Creed 4: Black Flag’i buldu. Yeni nesil konsollar PS4 ve Xbox One için de geliştirilen oyun korsan temasına sahipti. Artık Altair ve Ezio’nun hikayesi sona ermiş yepyeni bir döneme gelmiştik. Artık karşımızda bir korsan olan Edward Kenway vardı. Bir farklılıkta hikayenin ilk kez kendinden bir önceki oyunun kronolojik olarak öncesini anlatmasıydı. Assassin’s Creed 4: Black Flag’de bir önceki oyunun başrolü Connor Kenway’in dedesi Edward Kenway’i kontrol ediyorduk. Korsanlığın altın çağı denilen 1700’lü yıllarda geçen oyunda Karayip Korsanları filminin havası bulunuyordu.

ac4

Asi tavırları, para düşkünlüğü gibi korsanlara has özellikleri bünyesinde barındıran Edward Kenway hem sevildi hem eleştirildi. O aslında gerçek bir suikastçi değil, bir korsandı ve para için suikastçı rolü yapıyordu. Ubisoft AC serisinde önceki oyunlarda karakter anlamında çıtayı çok yükseltmiş ve oyuncular her zaman Altair ve Ezio’yu arar olmuştu. Bu anlamda başka dertleri olan yeni karakter çok fazla benimsenemedi. Gemi savaşları ve korsanlık üzerine inşa edilen oyunda cennet gibi doğa manzaraları ve açık denizler bizi bekliyordu. Görsel olarak çok ilgi çekici olan doğal unsurlar başarılı bulunmuş ama dediğimiz gibi bir türlü baş kahraman tam olarak benimsenmemişti. Korsanların dünyasında gemi kullanabiliyor, açık denizlere dümen kırarken düşman korsan gemilerine saldırarak hazine toplayabiliyorduk. Özellikle gemi savaşları ile eğlenceli bulunan oyun hikaye anlamında klişe bulunsa da sevilmişti diyebiliriz. Çoğunluğu açık denizlerden oluşan oyunda haliyle gemi üzerinde geçirdiğimiz vakitler de daha çoktu.

Rasgele gelişen olaylarla farklı yan görevleri de içinde barındıran AC 4: Black Flag’te açık dünyaya yakışır şekilde serbestçe dolaşabiliyor ve manzaraların tadını çıkarabiliyorduk. Tropik adaların şahane doğasında gezerken çeşit çeşit hayvanla da karşılaşabiliyor ve pek çok gizli hazineyi bulmaya çalışıyorduk. Su altının da ayrı bir güzelliği olan oyunda köpekbalığı, balina gibi deniz canlıları da yer alırken mekanların ferahlığı ve renklerin canlılığı ilk göze çarpan öğeler oluyordu. Oyun çok güzel renklere çok güzel bir doğaya sahipti, gemi savaşları ve korsan teması güzel kullanılmıştı belki ama serinin derinliğine çok yakışan bir oyun değildi. Oynanış mekanikleri açısından 3. oyundan büyük farklılıkları içermeyen oyun sonuç olarak seriye yakışan bir oyun olarak görülmedi ama yine de sevilen bir açık dünya oyunu oldu. Başka isimle bir oyun olsaydı daha fazla sevilir ve benimsenirdi cümlelerini sıklıkla duyduğumuz oyun böylece Assassins Creed tarihinde büyük izler bırakamadı. Karakteri, deniz savaşları ve korsan teması ile tartışmalara yol açan AC 4: Black Flag serinin ne en sevilen oyunuydu ne de en kötü bulunan.

Evet; oyun dünyasının en sevilen açık dünya serilerinden biri olan Assassins Creed serisinin yolculuğunu da böylece görmüş olduk. Tarihi derinliğe sahip oyunları ve unutulmaz suikastçileriyle derin izler bırakan Assassins Creed markası önümüzdeki senelerde de bizimle buluşmaya devam edecek. Artık çok sık aralıklarla bir AC oyunu çıkmasından şikayet eden oyuncular bunun aynen devam edeceğini yakın zamanda duyurulan AC: Unity ile anlamışlardı! AC: Unity ile bu kez Fransız Devrimi’ne doğru bir yolculuğa çıkacağımızı biliyoruz. Fransız Devrimini konu alacak yeni oyun Unity’nin E3 2014’te gösterileceğini de öğrenmiş durumdayız. Ayrıca başka bir Assassins Creed oyunu olacağı söylenen Assassin’s Creed Comet ismini de uzun süredir oyun camiasında söylentiler şeklinde duyuyoruz. E3 2014’te tüm bu yeni AC oyunları açıklığa kavuşacaktır. Ne diyelim, anlayacağınız yeni AC oyunları yolda ve devamı da gelecek gibi… Umuyoruz açık dünyanın en sevilen üyelerinden biri olan Assassins Creed serisine yakışır oyunlar bizi bekliyor olsun.

 

Bir süper kahramanın açık dünyası: Batman Arkham City

Tüm dünyada en sevilen süper kahramanlardan birisi olan Batman’in son zamanların büyük ses getiren oyun serisinin ilki 2009 yılında karşımıza çıkan Batman: Arkham Asylum olmuştu. Rocksteady Studios’un geliştirdiği Arkham dünyasında geçen seri aslında beklenmedik bir başarıya imza atarak Batman hayranlarını çok sevindirdi. 2009 yılında PC, PS3 ve Xbox 360 için beğenimize sunulan Arkham serisinin ilk oyunu olan TPS bakış açısına sahip Arkham Asylum, çok geniş bir çevreye sahip değildi ve açık dünya nimetlerini esas olarak 2. oyunda görecektik… Asıl amacımızın ebedi düşmanımız Joker’i yakalamak olduğu oyunda Harley Quinn, Scarecrow, Mr. Zsasz, Poisen Ivy ve Killer Croc gibi oyuncuya çok iyi yansıtılmış birbirinden deli karakterlerle karşılaşmıştık. Hem karakterleri hem de oynanış yapısıyla büyük övgüler alan oyun Batman markasına yakışır bir oyun olduğunu ispatladı.

Oyuncuyu sıkmayan dövüş sistemi çok beğenilmiş ve diğer benzer oyunların da bu sistemi örnek alması gerektiği söylenmişti. Oldukça eğlenceli olan dövüş sisteminde ard arda combolar yapabiliyor ve bundan büyük zevk alıyorduk! Ayrıca bazı vuruş anlarında yavaş çekimin devreye girmesi aksiyonun daha güzel gözükmesini sağlıyordu. Akrobatik hareketlerle düşmanlarımızı alt ettiğimiz Asylum bu anlamda en çok övgüyü alan oyunlardan birisi oldu. Tek düze olmayan sistemle düşmanın elindeki silaha göre de uygulanması gereken farklı dövüş taktikleri oynanabilirliğe artı puan kattı.

Arkham Asylum’un başarısından sonra devamı gelen Batman oyunu Arkham City oldu. 2011 yılında PC, PS3 ve Xbox 360 için çıkışını yapan oyun serinin devamı niteliğindeydi. Asylum’a göre daha geniş bir haritaya ve imkanlara sahip olan oyun işte bu sefer açık dünya kavramını başarıyla işleyen bir oyundu. Gizlilik öğeleri de barından Arkham City; Joker, Penguen, Harley Quinn, Two Face, Iceman gibi efsane düşmanlarıyla unutulmazlar arasında yerini aldı.

Batman-Arkham-City

Hem oyunda yapılabilecekler hem de oyun bittikten sonra yapılacak pek çok yan göreviyle Arkham City gerçekten büyük bir oyundu. Kocaman şehir atmosferiyle ilk oyuna göre çok daha büyük bir haritaya sahip olan oyunda kanca ve pelerinimiz sayesinde bu büyük şehrin semalarında özgürce uçarken manzarın da tadını çıkarıyorduk. Onlarca psikopat düşmanla uğraşmanın verdiği heyecan ve yine çok başarılı olan dövüş sitemi oyuncuyu hiç sıkmıyordu. Aksiyonun hakkını fazlasıyla veren oyunda ilk oyundaki dedektiflik özelliği daha da geliştirilmiş ve araştırma unsurunun daha da ilgi çekici olması sağlanmıştı. Hem oyuncular hem de otoriteler tarafından büyük övgüler alan Arkham serisinin bu 2. oyunu bazılarına göre gelmiş geçmiş en iyi süper kahraman oyunuydu! İlk oyundaki Quincy Sharp ‘ın Gotham’ın belediye başkanı olduğu oyunda Gotham’daki bütün suçlular çelik duvarlardan oluşan ve dışarıya çıkmalarına engel olan yüksek güvenlikle donatılmış ufak bir şehre hapsedilmişti. Bu her türlü suçluyla dolu şehrin adı elbette Arkham City idi. Dışarıda hüküm süren sakin hayatın aksine bu hapishane şehrin kaos ve suçlularla dolu olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Gotham’ın en büyük suçlularının bulunduğu bu şehirden hapishanede taht kavgaları da yaşanıyor ve kaos daha da büyüyordu… Two-Face ve Penguen arasında çıkan hakimiyet savaşı Arkham City’yi cehenneme çevirecekti…

Gerek hikayesi gerek oynanışın çok zevkli oluşuyla Batman: Arkham City; Batman hayranlarına 2. defa ilaç gibi gelmiş ve hayranlarına yenisini katmıştı. Kısa süreliğine de olsa Cat Woman’ ı da kontrollerimize getiren oyunun bu denli başarısı onu unutulmaz açık dünya oyunları arasına soktu. Çeşitli bulmacalarla da süslenen oyun sunduğu geniş ve harika karanlık şehir atmosferiyle Bruce Wayne’in Batman efsanesine bir kez daha hayran olmamızı sağladı. Kanca, şifre çözücü, patlayıcı jel, sis bombası, elektrik tabancası gibi kendine özgü silahlarla bizi buluşturan Arkham City; harika modellenmiş karakterler ve şehrin detay dolu görselleri ile bize film tadını yaşatıyordu. Ana senaryoya bağlı olmak zorunda olmadan yan görevleri de istediğimiz an yapabiliyor olmamız, Riddler’ın zorlu olabilen ve şehrin pek çok yerine dağılmış bulmacaları, ve trophy gibi faktörler açık dünyanın güzelliğini bir kez daha önümüze seriyordu.

Evet, büyük başarılarla Batman markasını oyun dünyasına taşıyan Rocksteady, bu unutulmaz seriye bir yenisini daha katmak için çalışıyor. Yakın zamanda duyurulan Arkham dünyasının son üyesi Arkham Knight 2014 yılı için beğenimize sunulacak. Üstelik bu kez Batmobile’ı da kullanabileceğimiz yapımın Arkham City’den çok daha büyük bir alanda geçeceğini biliyoruz…

Sayfalar: 1 2 3 4